İçeriğe geç

Bitik Adam – Thomas Bernhard

3 piyano virtüözünün birbirlerinin hayatlarını nasıl etkilediklerini, bu sanatçılardan birisinin gözünden anlatan bu kitap hakkında bir şeyler yazmadan önce bir fon müziği bırakmanın doğru olacağına inanıyorum. Bir Glenn Gould değil ama olsun! 🙂

youtube placeholder image

Bernhard’dan okuduğum ilk kitap, şimdiye kadar okuduğum yazarlara benzetemediğim bir yazım tarzı var. İncelemelerin hepsini okudum, bu sebeple farklı bir şeyler aktarmaya çalışacağım ancak aynı kitabı okuduğumuz için çok farklı şeyler söylememi beklemek de abes olur.

Öncelikle yazarın bu kitapta kullandığı yazım tarzı bana yorucu geldi. Birkaç sayfa okuduktan sonra rahat bir şekilde görülebileceği gibi yazar cümlelerini “diye düşündüm.” şeklinde bitiriyor. Kitap monolog şeklinde kaleme alındığı için aslında olayların tamamını asla öğrenemiyoruz çünkü yazarın da sık sık belirttiği gibi “diye düşündüm” demek aslında, anlatılanlar bir sanatçının diğer ikisi hakkındaki düşüncelerinden oluşuyor demektir. Yazarın da belirttiği gibi ne kadar önyargısız olduğumuzu iddia etsek de bu özelliğimizden tamamen arınamıyoruz. Anlatıcının kafasının içerisinde olduğumuza vurgu yapılan kalıp her ne kadar anlamlı bir kalıp olsa da okurken yoruyor, kısa bir kitap olmasına rağmen yoruyor.

İyi, Kötü ve Çirkin

Bir diğer unsur anlatıcımızın aynı düşünceleri tekrar tekrar dile getirmesi. Bu durumun bende çağrıştırdığı birkaç düşünce var ancak en güçlüsü kendini ikna etme dürtüsü. Basit bir gözlem olacak ancak bir düşünceyi sık sık dile getiren insanlarda gördüğüm şey, başkalarının anlamasını sağlamaktan çok kendisini inandırmaya/ikna etmeye yönelik oluyor. Yani bence anlatıcı, sebebini gerçekten bilmediği bir olayın nasıl yaşanmış olabileceği ile ilgili fikirlerine inanmaya/tutunmaya çalışıyor.

Okuduğum incelemelerde pek dile getirilmeyen ancak anlatımda dikkatimi çeken bir diğer konu ise bu sanatçıların toplumdaki statüleri. Çok detaya girilmese de bu sanatçıların ailelerinin zengin olması ve iyi imkanlara sahip olmaları, tam olarak aynı olmasa da sık sık kullanılan zenginlik bunalımlarına benzemekte. Yaşamak için bir amaç bulmaya çalışmak, farklı farklı bir sürü şey denedikten sonra bulunan o yegane amaca asla ulaşamayacağını anlayınca da her şeyden, tüm hayattan temelli vazgeçmek.

Yazarın bazı tespitleri o kadar güzel ki, defalarca “diye düşündüm” kelimelerini okumaktan bıkmayıp devam ettim. Herkese hitap edecek bir kitap değil bence. Kısa bir kitap bu yüzden bir şansı hak ediyor. Ancak başlamadan bilmek lazım ki, anlatıcının oluşturduğu hava hiç de öyle güllük gülistanlık değil.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir