Bir Ömür Nasıl Yaşanır – İlber Ortaylı – Yenal Bilgici

İlber Ortaylı
Bir Ömür Nasıl Yaşanır – İlber Ortaylı
Kronik Yayınları

Tarihle pek içli dışlı olmayan bir insan olarak İlber Ortaylı’yı pek tanımıyordum, hala da tanıdığım söylenemez, kendisi için veya ülkemiz için taktir edilen başarıları nelerdir bilmiyorum. Bir konuya veya bir kişiye dair yeterli bilginiz yoksa doğal olarak o kişiyi popülaritenin ortaya çıkardığı yönleriyle tanıyabiliyorsunuz. Önceki yazımı okumak için “Ben buradayım…”

İlber Ortaylı denince akla gelen :)) 

Bir Ömür Nasıl Yaşanır ismini okuyunca aklıma gelen ilk şey, para kazanmak için yazılmış bir kitap ismine benzediğiydi. Kitabın öyle olduğunu söylemiyorum, hatta yazarın paraya ihtiyacı bile olmayabilir ama demek istediğim illa birisinin çıkıp bize hayat şöyle yaşanır, böyle yaşanmaz demesini istiyoruz veya bekliyoruz. Piyasa da bunun farkında.

Yeterince yetkin, hayatını bir saniye bile boşa harcamadan, fire vermemiş birisinin çıkıp futbol taktiği verircesine efendim şu olursa 4-4-2 oynayın, bu zorluk gelirse 3-5-2’ye dönün olaylar rahat bir şekilde çözülsün demesini istiyoruz. Böyle istememizin sebebi de gayet açık; hayata bir kere geliyoruz ve hayat gerçekten çok kısa! Çocukluk dönemindeki o boş sıkılmalar dışında zaman yokuş aşağı son sürat ilerliyor. Bunun farkında olmak da insanın seçimlerini sürekli sorgulamasına yol açıyor, acaba öyle mi daha iyi olurdu, böyle mi daha iyi olurdu…vs.

Hayatta Doğru Seçim İçin Öneriler

Kitabın bir söyleşi olduğunu belirtelim, soru cevap şeklinde ilerliyor. Yenal Bilgici soruyor Ortaylı cevaplıyor. İlk bölümde İlber Ortaylı hayatı belirli yaş aralıklarıyla bölümlere ayırıyor ve bu yaş aralıklarında yapılması gereken belli başlı şeyler olduğunu savunuyor. Yani hayatımızda atmamız gereken bazı adımları doğru zamanda atmamızın, hayatımızın geri kalanı için kritik önem taşıdığını ve eğer o adım için geç kalmışsak beklentilerimizin asla tam olarak gerçekleşemeyeceğini savunuyor. Savunuyor diyorum çünkü katılmadığım kısımlar var. Ayrıca savunduğu konuların dayandırıldığı bir temel açıklanmadığı için şahsi fikirler olarak bakmak gerektiğini düşünüyorum. Ki muhtemelen kitabın amacı da budur, yazarın yaşayıp gördüğü şeyleri, hayat hakkındaki düşüncelerini okurlarına anlatmak istemesidir.

Mesela dil öğrenilecekse 15 yaşına gelene kadar 3 dil öğrenilmesinin şart olduğundan bahsediyor yazar. Bu görüşünün temeli belli, beyin hücrelerinin gençken daha verimli çalıştığı ortada. Çocuklar yeni bilgiler edinmek için ailesinin gözünün içine bakar hep, bilgileri havada kaparlar, farklı şekilde yorumlarlar, ön yargıları düşüktür, daha kolay ezber yaparlar gibi gibi. Ancak savunduğu garip kısım şu, o zamana kadar eğer güzelce öğrenemediyseniz o yaştan sonra da hakkıyla öğrenemezsiniz diyor. Yani nedir bu dil öğrenmenin hakkı? Nasıl bir limit ki bu 15 yaş dolunca tak diye kesiliveriyor. Yaş ilerledikçe zorlukların artacağına eminim, ancak bu şekilde kestirip atmak da bana mantıksız geliyor. Her insanın zihin yapısının aynı olmadığına inanıyorum, imkanların aynı olmadığını söylemeye gerek de yok zaten. Saygın bir yazar olarak anılıyor olmasa bu tip yorumları dikkat çekmek için yapıyor derdim, savunduğu fikirlerin bazıları beni gerçekten şaşırttı doğrusu.

Kendisinin bir tarihçi olması sebebiyle yorumlarının, tavsiyelerinin, fikirlerinin çoğunun bu süzgeçten geçtikten sonra bize geldiği çok açık. Doğrusu da budur, bir tarihçinin kalkıp da anlamadığı bir konudan tavsiye vermesi kadar saçma bir şey olamaz. Ancak bu durumun kötü yanı da her önerinin her kesime hitap etmemesidir.

Kitap – Film – Dizi – Mekan Tavsiyeleri

Tavsiyeler demişken kitapta birçok liste var. Ortaylı’nın önerdiği filmler, müzikler, görülmesi gereken yerler-eserler, okunması gereken yazar ve kitaplar. Bu tür yönlendirici kitapları ben seviyorum doğrusu, bazen hayatımda hiç duymadığım bir yazarı-kitabı veya kişiyi araştırma fırsatı buluyorum.

Kitap hakkındaki incelemelerin bazılarında yazarın sert şekilde eleştiriliyor olmasını gayet iyi anlıyorum, çünkü bazı öneriler bizim gibi çok ciddi bir kesimin asgari ücretle yaşadığı bir ülkede herkese hitap etmiyor. Mesela şu şekilde: “Semerkand’ı, Floransa’yı, Buhara’yı, Roma’yı ve Kudüsü görmeden ölmeyin” Yani benim gibi henüz yurt dışına hiç çıkmamış kişiler bu önerilere ancak gülebilir.(Acı bir şekilde) Neyse google amcaya soralım bakalım, görmedik de demeyelim. Ayrıca bir çocuğun İlber Ortaylı’nın dediği şekilde yetiştirilebilmesi için hem ailesinin çok bilinçli olması, hem mal varlığının yeterli seviyede olması, hem başarılı eğitimcilere ulaşılabiliyor olması, hem de çocuğun sağlığının yeterli olması, belki biraz da şans gibi çok çeşitli etmenlere bağlı. Her ne kadar Ortaylı kendi çabaları sayesinde bulunduğu yerde olduğunu söylese de, göz ardı edilmemesi gereken şeyler bunlar.

Kitabın başında ömrümüzün bölümlere ayrıldığını söylemiştim, çocukluk-gençlik-yetişkinlik-yaşlılık diyelim bu bölümlere. Bu kısımdan sonra insan kendini nasıl yetiştirmeli, nasıl çalışılmalı, nasıl gezilmeli, okul tercihi nasıl yapılmalı gibi değişik konular hakkında yazarın değişik görüşleri sıralanıyor.

Kitabın başlarında fikirlerimiz pek uyuşmasa da kitabın ortalarına doğru özellikle ülkemizdeki eğitimin nasıl olması gerektiği ile ilgili bölümlerde Ortaylı’ya kesinlikle katılıyorum. Çok güzel eleştirileri ve eğitim sisteminin nasıl olması gerektiği ile ilgili net fikirleri var. Sadece bu bölüm için değil diğer bölümlerde de sık sık diğer ülkelerde durum nasıl, bizde durum nasıl şeklinde karşılaştırmalar var. İlerleyişin bu şekilde olması da gerçekten güzel. Çünkü ülkemizde bazı insanlar var ki başka ülkeye gidebilse bütün sorunlarının çözülebileceğine inanıyor ancak bu, tek başına pek mantıklı bir bakış açısı değil doğrusu.

Sonuç

Kitap söyleşi şeklinde ilerlediği için birçok konuda soru soruluyor bunların bazılarına detaylı cevaplar verilebilse de okumayı düşünenler bu kitap için çok derin cevaplar beklememeli. Yani ilerleyiş; bir soru kısa bir cevap, başka bir soru ve yine kısa bir cevap şeklinde ilerliyor. Hayatın her alanına değinmeye çalışan yaklaşık 250 sayfalık bir kitaptan ne kadar derinlik olabilecekse işte o kadar bir beklentiniz olsun. Ayrıca itiraf etmeliyim ki konu bütünlüğü gerçekten güzel sağlanmış, öyle alakasız sorular bir biri ardına gelmiyor yani. Sorular ve bölümler arasında güzel bağlantılar var.

Biliyorum çok uzun bir yazı oldu ancak bence hayat, üzerinde uzun uzun düşünmeye ve konuşmaya değer bir konu, yoksa neden yaşıyoruz ki? Yazımın başında başkalarının fikirlerine sürekli ihtiyaç duymamızı eleştirdim ancak diğer insanların hatalarından ders çıkarmak, başarılı olanların izlediği yolları denemek de gayet doğal. Sanırım bazı kitaplar da bu sebepten çok satılıyorlar.

Bir Cevap Yazın