İçeriğe geç

Martin Eden – Jack London

Jack London
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Çeviri: Levent Cinemre

Uzunca bir süre “okunacaklar” listemde beklemede olan kitap, okuduğum güzel paylaşımlar ve yorumlar sayesinde “bitirdiğim kitaplar” listesine geçiş yaptı.

Spoiler vermeden nasıl bir inceleme yazabilirim diye enine boyuna düşündüm çünkü kitabı bitirdiğimde içimde kitabın bölümlerini ve beni etkileyen olaylarını yazma dürtüsü hissettim. Ancak bu durumun içinden çıkmak pek mümkün değil. O yüzden spoiler konusunda aşırı takıntılı olanlar varsa incelememin bu kısmından sonrasını okumasınlar. Kitabı önerdiğimi belirteyim ve benim spoiler kısmıma geçeyim.

“Sen de ötekiler gibiydin, genç,” diye dudak büktü ona.
“Senin de ahlakın, bilgin tıpkı onlarınki gibiydi. Kendi adına düşünüp, kendin gibi davranmıyordun. Senin de fikirlerin, tıpkı giysilerin gibi başkaları tarafından üretilmiş; eylemlerini toplumsal onay biçimlendirmişti.

Martin Eden

İşçi sınıfından olan Martin; kaslı, güçlü, yakışıklı, tutkulu, çalışkan, kabına sığamayan, deniz aşırı seyahatlerinde bir sürü macera yaşamış hayatın içinden bir karakter ancak fakir, kültürsüz, kaba,  cahil ve kötü alışkanlıklara sahip bir karakter. Kime göre? Tabii ki kendinden üstün gördüğü burjuva sınıfındaki insanlara göre. Sevdiği kız Ruth ise kendisinin neredeyse tam zıttı; bakımlı, kibar, okumuş, varlıklı bir ailenin çocuğu ve bulunduğu sınıfın gerekliliklerini herşeyi ile benimsemiş.

Şimdi bu kısımı okuyan kişiler diyebilirler ki; ee, ne var bunda? Zengin kız, fakir oğlan değil mi bu işte! Basitçe yazılmış, insanın içini bayan bir aşk romanıymış. Öyle değil! Okursanız bana hak verirsiniz diye düşünüyorum.

Eğer bir şeyi sevmediysem sevmedim demektir, o kadar. Şu güneşin altındaki hiçbir sebep sadece türdeşlerim çoğunluk olarak onu beğeniyor veya beğenilmesi gerektiğine inanıyor diye o beğeniyi benim de taklit etmemi gerektirmez. Hoşlandığım ya da hoşlanmadığım şeylerde modayı takip edecek değilim.

Martin Eden

Başta sevdiği kız için kitap okuma ve kültürel anlamda kendini geliştirmek için uğraşan Martin, bir yerden sonra kendini çok farklı bir boyutta buluyor. Yazmaya karar veriyor, dahil olmak istediği sınıfın kendisini bu şekilde kabul edeceğine inanıyor ancak gözünde çok yükseklerde olan burjuva sınıfının aslında içi boş bir yanılgı olduğunu görüyor.

Bu süre içerisinde çok kötü günler geçiren Martin , açlıkla ve yoksullukla savaşıyor. Yazdığı yazılar,şiirler, kısa hikayeler gönderdiği dergilerden sürekli ret cevabı alıyor. Asla pes etmiyor, bir gün yazdıklarının çok başarılı olacağına ve iyi para kazanacağına inancı tam. Fakat bir sorun var kendisinden başka bu hedefine ulaşacağına kimse inanmıyor! Nasıl günümüzde toplum psikolojisine göre hayallerinizi asla gerçekleştiremezsiniz onlar sadece hayal, memur olmaya bakın bir yere kapağı atın rahat edin baskısı var, Jack London‘da bu durumu çok güzel işlemiş.

Ancak çok ender anlarda düşünebiliyordu Martin. Sanki düşünce evi kapanmış, pencerelerine tahtalar çakılmıştı da kendisi, içeride hayalet gibi dolaşan bekçiydi. O da bir gölgeydi. Joe haklıydı. İkisi de birer gölgeydi ve içinde bulundukları yer meşakkatli işlerin arafıydı. Yoksa bir rüya mıydı yaşadıkları?

Martin Eden

Kendisini ne burjuva sınıfına uydurabilen ne de artık işçi sınıfında gibi hissetmeyi becerebilen Martin kendisini büyük bir boşluğun içerisinde buluyor.

Psikolojik, felsefik atışmalarında ve Martin’in hayatında değişmeyen dünya düzeninden bir sürü kesit bulacağınıza eminim, ağzınızın tadını kaçıracak olsa bile okunmaya değer güzel bir kitap!

…bir zamanlar Martin Eden olduğunu sanan ve kendisi de bir iş manyağı olan öteki makinenin yetkin yardımıyla hummalı bir makine gibi gözü dönmüşçesine çalışıyordu.

Martin Eden

Hepsini reddetsinlerdi, ama yeter ki bir satır, tek bir satır özel ve kişisel bir not görüp sevinseydi. Ancak tek bir editör bile varoluşuna dair tek bir kanıt göndermedi. Martin, diğer uçta kanlı canlı bir insan değil de, iyi yağlanmış ve makinenin içinde güzel güzel dönen çarklar olduğu sonucuna varmasın da ne yapsındı…

Martin Eden

“Martin Eden – Jack London” hakkında 1 yorum

  1. Geri bildirim: Dalgaların Sesi - Yukio Mişima - Semih Cengiz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir