Hızlı ve Yavaş Düşünme – Daniel Kahneman

Daniel Kahneman

Hepimizin bildiği gibi hayatımızda yeteri kadar tekrar ettiğimiz çoğu hareket otomatikleşiyor ve tekrar yapmamız gerektiğinde ilk denememizdeki kadar zihinsel odaklanma ihtiyacı hissetmiyoruz.

Yeni bir eve taşındınız, ilk defa bakkala gideceksiniz. Kapıdan çıktınız etrafı inceleyerek ilerliyorsunuz, ilk köşeden sola mı yoksa sağa mı dönmelisiniz? Yola odaklanmanız şart. Ancak aynı evde 4-5 yıl geçirdiğinizi hayal edin. Evden çıktınız, her zaman ekmek aldığınız bakkala doğru ilerliyorsunuz, yolda son kavganızda söyleyemeyip sonradan aklınıza gelmiş cevaplar dönüp duruyor. Kavga alevlenmiş, tam birine ağzının payını verirken bir bakmışsınız bakkalın kapısındasınız. O köşeyi ne zaman döndünüz, kafanızda bir sürü düşünce varken yolu nasıl şaşırmadan gideceğiniz yere ulaştınız?

Bu durumun sebebiyle ilgili çeşitli araştırmalar var. Beyin, diğer organlarla kıyaslanınca, hacmine oranla fazla enerji harcıyor. Tekrar eden olayları en kısa sürede otomatikleştirerek enerji harcamayı en aza çekmeye çalışıyor. Sürekli verimli çalışmak için mi uğraşıyor yoksa tembellik mi ediyor bilemiyorum. Ancak bildiğimiz bir şey var, hareketlerimiz bizim isteğimiz dışında otomatikleşiyor. Oluşan boşluğu da pek hayırlı şeylerle doldurmuyoruz ya neyse! Peki aynı şey bizim kararlarımız veya duygusal tepkilerimiz için de geçerli oluyor mu?

Bir soruya cevap verirken veya bir karar vermeye çalışırken gerçekten yeterince düşünüyor muyuz? Yoksa otomatikleşmiş bir cevap verip aslında düşündüğümüzü mü sanıyoruz? Çoğu insan hayatında tamamen rasyonel davrandığını düşünüyor ancak bu kitabı okuyunca aslında o kadar da rasyonel davranmadığımız ortaya çıkıyor.

Yazar, kitaba başlarken bizlere insan doğasındaki iki temel sistemi tanıtarak başlıyor. 1. sistem kolaya kaçan, direk sonuca giden, elde olan verilerin yeterliliğini çok göz önüne almayan hızlı yanımız. 2. sistem ise, enine boyuna inceleyen, tüm verileri hesaba katmaya çalışan, ancak yavaş çalışan tarafımız.

Bu iki sistem hayatımızın her alanında sürekli bizimle. Tahmin edebileceğiniz üzere, zor bir matematik problemi çözmeye çalışırken 2. sistem devrede. Kitapta geçen ilginç bir araştırmaya göre, beyin zorlu bir problemin üstesinden gelmeye çalışırken duygusal bazı tepkilerimizde olduğu gibi göz bebeklerimiz büyüyor. Sonuca ulaştığımızda veya pes ettiğimizde ise hemen eski halini alıyor. Yazar bu araştırmayı ikinci sistemi açıklamak için kullanıyor.

1. sistem ise en basit açıklaması ile, internet aleminde fenomen olmuş “fotoğraftaki nesne hareket ediyor mu, çizgiler paralel mi değil mi, ya da bu çubuklardan hangisi uzun?” gibi aslında olmayan ancak bizim oluyormuş gibi gördüğümüz durumlarda devrede olan sistem. İşin ilginç yanı o nesnelerin hareket etmediğini bilseniz bile, farklı bir zamanda baktığınızda yine hareket ediyor gibi hissediyorsunuz ancak gerçeği bildiğiniz için hareket etmediklerini rahatlıkla söyleyebiliyorsunuz. İşte 1. sistemin kötü yanı bu, bu tip hatalara düşmemek için sürekli tetikte olmak gerekiyor ki, bu hiç de kolay değil. Ya ne anlatıyor bu değişik demeyin lütfen bkz: “Muller-Lyer İllüzyonu” 🙂

Kitapta kararlarla ilgili o kadar çok deney var ki, içlerinden birinde kendinizi bulacağınızı düşünüyorum. Sadece verdiğimiz kararların mantıklı olup olmaması değil, aynı zamanda bize ne hissettirdiği ile ilgili de detaylı çalışmalar var. Bu konuyla ilgili kitaptan bir örnek:

“Bir kadın tiyatroya iki 80 dolarlık bilet almış. Tiyatroya geldiğinde, cüzdanını açıyor ve biletlerin kaybolduğunu fark ediyor. Oyunu izlemek için iki bilet daha alacak mı?”

“Bir kadın, her biri 80 dolarlık iki bilet almak niyetiyle tiyatroya gidiyor. Tiyatroya varıyor, cüzdanını açıyor ve hayretler içinde bilet almak için ödeyeceği 160 doların kaybolduğunu fark ediyor. Kredi kartını kullanabilir. Biletleri alacak mı?”

Hızlı ve Yavaş Düşünme Syf: 429

Bu örnekte ilk durum için hayır, ikinci durum için evet yanıtı çoğunlukta, rasyonel olarak değerlendirince ödenen ücret aynı olmasına rağmen ilk seçeneğe verilen duygusal tepki daha yoğun.

Karşımıza bir seçim çıktığında ilk yaptığımız şey zarardan mümkün olduğunca kaçınmak ve mevcut durumumuzu korumaya çalışmak oluyor. Bu sebeple bazı fırsatları görmezden geliyoruz veya yeterince risk alamadığımız için fırsatları kaçırıyoruz. Ayrıca şans faktörünün hayatımızdaki rolünün aslında düşündüğümüzden daha fazla olduğunu ancak rasyonellik yanılgısı ile bu durumu görmezden geldiğimiz ifade ediliyor. Girişimcilikle ilgili bir araştırma okuduğumu hatırlıyorum, bir girişimin başarılı olması için en önemli konulardan birisi doğru zamanlama. Yani piyasanın ürüne veya hizmete hazır olup olmaması. Ancak ufak belirtiler dışında bence bunu anlamanın net bir yolu yok. Çoğu konuda şans dememek için farklı terimler kullanıldığını ve ortaya çıkan sonucun başarı hikayeleri olarak allanıp pullanarak pazarlandığını düşünüyorum.

Kitapta çok değerli ve çok detaylı birçok araştırma sonucu kaynaklarla mevcut, uzun soluklu olduğu için okuması biraz yorucu. Yazar, biz okurlarla sohbet edermiş gibi yazsa da, akademik çalışmalarını ve sonuçlarını anlattığı için bir yerden sonra baygınlık hissi veriyor. Kendisini tekrar ettiği bölümler ve aynı sonuçları elde ettiği farklı deneyler de düşünüldüğünde yer yer sıkılmanın normal olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple araya farklı kitaplar da sıkıştırarak uzun süreli bir okuma gerçekleştirdim. Akademik bir amacım olmadığı için, bilgi edinme adına biraz kayıplar yaşasam da kitabın sonuna ulaşabildiğim için memnunum. 🙂

O kadar şey yazdım ancak kitabı yeterince anlatamadığımı, yazarın önem verdiği noktaları ıskaladığımı hissediyorum. Sanırım çok uzun soluklu okumalarda yeterince not almayınca baş kısımlardan fazla kayıplar olabiliyor. İşlenen konu önemli, yazarın çok etkileyici çıkarımları da var ancak kitaba dingin bir kafayla başlamak ve yeterli zamanı ayırmak gerekiyor. Eğer bu imkanlar varsa bir şans vermelisiniz, keyifli okumalar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir