
Çeviren : Mazlum BEYHAN
2. Basım AĞUSTOS 2016
Aleksey Maksimoviç Peşkov’un çocukluğundan gençliğe geçtiği dönemi anlatıyor kitap. Aralık 2016’dan beri rafımda beklettiğimi fark edince bir an önce okuyup bitirmek istedim. Aslına bakarsanız yazarın hayatını anlattığı 3 kitabın ikincisi bu kitap ve ilki olan Çocukluğum kitabını da okumamıştım. Yine de başlamak istedim. Eğer çok fazla kopukluk hissetseydim bırakacaktım. İlk kitaba göndermeler olsa da, özellikle ailesi konusunda, okurken çok büyük eksiklik hissetmedim. Sırayı bozmuş olsam da diğer iki kitabı da okumayı düşünüyorum.
Huysuz dedesi ve çok sevdiği, aynı zamanda sevgi görebildiği yegane kişi olan ninesi ile birlikte yaşayan Peşkov’un küçük yaşta hayata atılışını okuyoruz. Fakirlik içinde olmaları ve okumanın çevresince hoş karşılanmaması sebebiyle okula gidemeyen Peşkov önce akrabalarının yanına çalışması için veriliyor, daha sonra da bir sürü farklı işe girip çıkıyor.
Henüz küçücük olmasına rağmen (8-15 yaşları arasında yaşadıkları anlatılıyor) sürekli hayatı sorgulayan ve kendince doğruları arayan yapısına hayret etmemek mümkün değil. Tabii ki çocuk yaşta herkes sürekli sorgulayıcı ve yeni şeyler keşfetme isteğiyle dolu oluyor ancak bazı çocukların olaylardan anlam çıkarma yeteneği diğerlerine göre şaşırtıcı derece daha iyi oluyor. Yazar küçüklüğünü anlatırken biraz abartıya kaçmış mı merak ediyorum çünkü büyümüşte küçülmüş bir hava var. Ya da toplumumuzda çocuklar o kadar baskılanıyor ve hazıra konuyorlar ki kafalarını kullanmalarına gerek kalmıyor. Bilemiyorum hangisi daha doğru.
Günümüzde çocukların oyun oynadığı çağda hayatın türlü türlü pisliklerini görmesine rağmen dertlerin üstesinden gelebilmiş. Hayatının bu çok kısa ve erken döneminde bile başından bu kadar çok olay geçtiğini görmek insanı biraz kıskandırsa da, yaşadığı dönem ve şartlar hiçte kıskanılacak cinsten değil. Kitapta dönemin toplumsal yapısı öyle detaylı betimleniyor ki insan iğrenmeden edemiyor. Daha doğrusu küçük Peşkovun’un hissettiklerini ve hayata bakışını okuyorsunuz. Dinde yozlaşmanın, hırsızlığın, yalanın, düzenbazlığın, kitaplara karşı nefretin, kendisiyle aynı olmayana karşı nefretin bize tanıdık bir şeyler hatırlattığı kitabın 1900’lü yılların Rusya’sı ( Çarlık Rusya ) olması okuyucu üzecek ve ciddi düşüncelere sevk edecek ayrı bir yönü.
Ciddi bir konu konuşulmadan önce Peşkova seslenmek için ‘kardeş’ denilmesi her seferinde gülümsememe sebep oldu. Yaramazlıklarıyla zaman zaman yüzünüzü güldürecek , yaşadıklarıyla sizi düşüncelere sevk edecek ve bolca yazar/kitap isimleri barındırmasıyla okumayı sevdirecek başarılı bir yapıt. Okumayı düşünenlere tavsiye ediyorum.
Geri bildirim: Benim Üniversitelerim - Maksim Gorki - Semih Cengiz