
Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve er- bab-ı livata rivayet ve ilan, hikâyet ve beyan etmişlerdir ki kun-ı Kâinattan 7079 yıl, İsa Mesih’ten 1681 ve Hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına Kostantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı.
Puslu Kıtalar Atlası – İhsan Oktay Anar
Bu sözlerle başlıyor kitap. Yazarın, biraz geç kalmış olarak, okuduğum ilk eseri. Okuyanı hayal dünyasına alıp götüren, büyülü, masalımsı çok farklı bir yapısı var. Dili biraz çetrefilli çünkü bolca eski kelimeler, denizcilik terimleri ve “bu da ne demek oluyor şimdi?” sorusunu sık sık soracağınız cümleler barındırıyor.
Kitap çeşitli bölümlere ayrılmış ve her bölüm de kendi içerisinde bölümlere ayrılmış. Bu bölümler farklı farklı hikayeler anlatıyormuş gibi başlasa da okudukça bulmacanın tüm parçalarını yavaş yavaş birleşip, bizleri beklenmedik sonuçlara götürüyor.
Dili biraz çetrefilli evet ama ben okurken tek tek kelimelerin anlamlarına bakmaya çalışmadım. Tek tek her kelimenin anlamına bakmak akışı ciddi anlamda baltalayacaktır. Benim tavsiyem, cümleden anlamını az çok anlayabildiğiniz kelimelerin sadece altını çizip geçmeniz şeklinde. Mesela kılıç demek yerine farklı bir kelime kullanılmış ancak yazar anlatırken “belindeki kınından çıkardığı” gibi cümleden anlaşılabilecek kelimeler kullanılmış.
Şu sıralarda İngilizce çalıştığım için biliyorum, aynı durumla yeni bir dil öğrenirken de sık sık karşılaşıyoruz. Eğer cümleden anlamı çıkarabiliyorsak sadece kulak aşinalığı edinip o cümleyi geçmek daha mantıklı. Ama kelime kritik bir rol oynuyor ve o kelime olmadan cümlenin veya paragrafın anlamını çözemiyorsak, sık sık da tekrar ediyorsa tabii ki o kelimenin anlamına bakmak daha doğru olur. Burada da aynı yolu izledim ve okumak benim için bir zorluk olmadı, yeterince akıcı ilerlediğimi düşünüyorum. Eğer kelimelerin altını çizerseniz kitabı bitirdikten sonra detaylı olarak inceleme şansınız da olur.
Ben de düşünüyorum, dolayısıyla varım, ama kimim?
Yazarın beğenilmesinin sebeplerinden birisi de hem tarihi, hem felsefeyi, hem de bilimi bu edebi eserinde güzel bir şekilde yoğurup okuyucularına aktarıyor. İnsanın yaşama amacının ne olabileceği ile ilgili sürekli tartışılan o iç hesaplaşmaları, yazarın karakterlerinde de görüyoruz.
Karakterler bu iç hesaplaşmalarla boğuşurken bir yandan biz okurlar da ister istemez bu soruları kendimize sormak durumunda kalıyoruz. Yaşananlar gerçek mi, yoksa hayal mi? İkisi arasındaki farkı nasıl algılarız?
”Düşündüğüm için ben var değilim, sizler varsınız. Sizler benim zihnimdeki düşüncelerden ibaretsiniz.”
Puslu Kıtalar Atlası – İhsan Oktay Anar
Olayların İstanbul’da geçmesi de bir çok okurun hoşuna gidecek bir özellik olduğunu düşünüyorum. Benim için fazla bir önemi olmasa da, olayların geçtiği bölgelerde yaşan kişiler kendilerini biraz daha eserin içinde hissedebilir.
Çok farklı karakterleri, detaylı bir şekilde bizlere tanıtıp hikayede de güzel bir bölüme oturtabilmiş yazar. Karakterlerdeki bu çeşitlilik de konudan sıkılmayı engelliyor ve dikkatimizi sürekli diri tutuyor. Zaten kitap için kısa bile diyebiliriz. O kadar macerayı bu kadar kısa bir esere sığdırmak da yetenek işi. Yazarın ilk eseri için bence çok muazzam bir iş. Türk edebiyatının en önemli eserleri arasında gösterilen bu kitabı henüz okumadıysanız, mutlaka bir göz atın.