Jared Diamond

Tarih ve coğrafya ile arası pek iyi olmayan bir okur hayal edin, bir deli cesaret ile bu kitaba başlamış olsun. Okuyacağınız bu inceleme, böyle bir durumda okurun nelerle karşılaşabileceğini ve kitabın okurda bıraktığı izlenimleri aktarmaya çalışacak. Bu kişi tabii ki de ben değilim, bir arkadaşım. Onun ağzından sizlere aktarıyorum.

Biliyorsunuz eğitim sistemimizde(!) temel amaç dersleri geçmektir ve bunun için ihtiyacınız olan şey ise çok fazla sorgulama yapmadan, öğretmenin aktardıklarını ezberleyip sınavda kağıda dökmenizdir. Bu bilgi: Tarih dersi için savaş tarihleri, yerleri, antlaşmalar; coğrafya dersi için ise yazları sıcak ve kurak kışları ılık ve yağışlı bilgisidir. Bu iki ders arasında bir bağ var mıdır? Pek yoktur, olsa olsa ikisinin de sözel dersi olması gibi bir bağ olabilir, değil mi? Öyle mi? Sınav geçtikten sonra da hafızada bu bilgilerin bulunduğu bölümün üzerine başka bilgiler yazılır. Hani geriye doğru şöyle bir düşünüp, sorgulama falan yaparsanız diye söylüyorum, “öyle bir bilgi yok ki” cevabı üzücü. 

İnsanın psikolojik yapısı gereği baskı ve zorla yaptırılmaya çalışılan şeyler ters tepebiliyor. Tarih öğretmenlerim lütfen kızmasınlar ama, öğrenciye zorla 700 küsür sayfalık tarih kitabı okutup, (hangisi olduğu az çok tahmin edilebilir) zaten içinde olan azıcık isteği de öldürmek ile bir yere varılamıyor. 

“Ağaç yaşken eğilir” sözüne dayandırılarak yapılan bir baskı bu biliyorum ancak tam tersi de geçerli olabiliyor. O yaşta tarih ve coğrafyadan soğuyan bir insan ömrü boyunca bu konulardan köşe bucak kaçabiliyor. Aynı şey matematik, geometri ve diğer 
dersler için de geçerli tabii ki. Nerede karşılaşılsa ben sevmem, ben anlamam zaten tepkileri veriliyor.

Bunları anlatmamın sebebi, bu kitabın böyle bir okuyucuya verdiği lezzetin neden inanılmaz derecede güzel olduğunu aktarabilmektir. Ayrıca aynı durumda olanlar için ön yargıları birazcık kırabilirsem ne mutlu. Konu sadece tarihsel olarak ele alınmamış, aynı zamanda coğrafya, bilim, sanat, dillerin oluşumu, insan psikolojisi ve davranışları gibi bir çok bakış açısı ile bizlere sunuluyor.

Bu kitap için klişe de olsa iki cümle söylemek istiyorum, diğer incelemelerde de bolca geçen iki cümle “coğrafya kaderdir” ve “büyük resmi görmek”. Biliyorum günümüzde trollük yapmak veya işin esprisi için kullanılıyor ancak durumu daha güzel özetleyen bir cümle bulmak kolay değil. 

Ülkemizde “coğrafya kaderdir” sözünü kullananların genelde ortadoğuda islamiyetin bölge insanını çağın gerisine götürdüğü fikriyle söylediğini görüyorum, bu kitap konuya birçok açıdan yaklaşarak bu konuda çok iyi iş çıkarmış. “Büyük resmi görmek” cümlesinden kastım ise, 13000 yıl önce insanların sergilediği davranışların, yaşam tarzlarının bir şekilde insanlığın günümüzdeki haline gelmesinde etkisi var. 

Yerleşik hayata geçilmesi ve bunun etkileri detaylı bir şekilde işlenmiş. Yerleşik hayata geçilmesi ile birlikte siyasi bir yapılanma oluşmasının temel sebeplerinden bahsedilmiş. Tarım ve hayvancılığın yapılması ve bir kişinin üretebileceği yiyeceğin miktarının artması, yiyecek saklama yöntemlerinin geliştirilmesi ile birlikte toplumdaki bazı bireylerin yiyecek üretimine dahil olmasına gerek kalmıyor. Boşluğa düşen insanın aklına hemen fesatlıklar gelmeye başlar tabii ki, illa ortalığı karıştıracaklar. Neyse sakinim… İnsanların düşünmeye fırsatları olmayacak kadar çok çalıştırılması boşuna değil. 

Hayvancılığın başlaması ile ortaya çıkan mikrop ve salgın hastalıkların toplumlara etkileri tarihi gelişmeler için kritik öneme sahip.

Jared Diamond kitapta hem sormuş hem cevaplamış, bu şekilde ilerlemesi anlatılanların anlaşılmasını kolaylaştırmış. Verilerin tablolar ile sunulması da anlatılmak istenen şeyin daha net görülebilmesi adına yararlı olmuş. Kitaptaki resimler de okumaya kısa bir ara vererek, düşünmemizi, okuduklarımızı sindirmemizi sağlıyor.

Bazı bölgelerdeki insanlar diğer bölgelerdeki insanlara göre neden daha gelişmiş teknolojilere sahipler? 
İnsanlığın gelişiminde ırklar, dinler, coğrafya, kültür ne kadar etkili? Geri kalan toplumlar incelendiğinde bu sebeplerin hangileri ağır basmakta? 

Bir insan ömrü ile, insanlığın bu günkü halini alabilmesi için geçen süreyi kıyaslayınca ister istemez insanın nutku tutuluyor. Yazarın kitabın sonlarında belirttiği gibi, insanlık tarihini 500-600 sayfaya sığdırmak mümkün değil. Ancak anlatılanlar başlangıç için insanın kafasında hem sorular uyandırıyor hem de bazı cevaplara ulaştırıyor. 

Bu kadar övdük olumsuzluk olarak benim gözüme çarpan bazı konulardaki tekrara çok sık düşülmesi ve kesin olmayan bilgi veya tarihler verilirken kullanılan üslup biraz kafa karıştırabiliyor. 
Kitabın sonunda yazar, tarihin bir bilim dalı olup olmadığı ile ilgili tartışmalara da değinmeden edememiş. 

Sonuç olarak okumayı düşünenlere uzun soluklu bir kitap olduğunu hatırlatmak isterim, tavsiye ediyorum, şey yani arkadaşım kesinlikle tavsiye ediyor.


0 yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: