Körlük kitabından önce Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş kitabıyla yazarla tanışmıştım. Yazarın kendine has bir mizacı ve yazım tekniği var. Yazar virgülü çok seviyor. Karakterlerin konuşmalarını hiç bölmeden virgüllerle anlatınca okurun biraz daha dikkatli okuması gerekiyor. Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş kitabının bazı yerlerinde sıkıntılar yaşasam da Körlük kitabını okumak bana biraz daha kolay geldi. 

Yazardan iki kitap okuyunca kuşkusuz kafamda ilk oluşan şey benzerlikler ve farklılıkları analiz edip yazarın yazım tarzı hakkında ufak tefek çıkarımlar yapmak oldu. Örneğin ilk kitapta ölümden bahseden yazar bazı yerlerde öyle espriler yapıyordu ki şaşırıyordum doğrusu. Hem konunun ciddiyetini koruyabilmek hem de okura, karamsar ve boğucu hava altında ara ara nefes aldırabilmek Jose Saramago‘nun başarılı teknikleri arasında. Benzer durumu Körlük kitabında da açıkca görüyoruz. Benzer bir karamsar ortamda abartıya kaçmadan, ara ara serpiştirilmiş espriler hem okumayı keyifli hale getirmiş hem de devamlılığı sağlamış. 

Körlük romanında, herkesin teker teker kör olmaya başladığı bir ortamda hem kör olan kişilerin psikolojisi hem de henüz beyaz körlüğe yakalanmamış sağlıklı(!) insanların psikolojileri detaylarıyla okuyucuya aktarılmış. İçerisine düşülen panik ortamını, toplumun insanlık dediği olgudan ne kadar kolay ve çabuk vazgeçebileceğini üzücü bir şekilde gözlemliyoruz. Toplumun hızlı bir şekilde insanlıktan uzaklaşmasına benzer bir konu “Gökdelen” kitabında da işleniyordu. İnsanın kötülük konusunda yapabileceklerinin bir sınırı olmaması gerçekten çok ürkütücü bir durum. Çocukluktan beri bizlere öğretilen ahlak kuralları ve doğru yanlış kavramı yaşanan olaylarla birlikte ortadan kalkıyor ve bir anda psikolojik olarak çıplak kalıyoruz.

Kitabı okurken bir diğer fark ettiğim olay da yazarın bolca deyim kullanması ve bu deyimlerle sık sık oynaması. Örneğin görmek ile ilgili bir deyimi alışkanlık olarak kullanan körlerin olduğunu vurgulaması gibi, insanın alışlanlıklarından kolay kolay vazgeçemediği, uzunca bir geçiş evresi gerektiği. Ayrıca yazar bir şeyler anlatırken araya girip uzun uzun açıklamalar da yapabiliyor, bu bana biraz akıcılığı baltalamış olaylardan kopulmuş gibi geldi. Bazı incelemelerde bu durumun gerçekçiliği tetiklediği söylenmiş, kulağa mantıklı geliyor.

Kitabı okurken yazarın etkileyicilik adına mide bulandırıcı tasfirleri nasıl hayal edip bizlere aktardığını merak ettim doğrusu. Bu kitap nasıl bir psikoloji ile kaleme alındı acaba? Dur tamam daha fazla detaya girme istersen, böyle şeylere ne gerek var gibi hisler içerisindeydim. 🙂 Görmek kitabını henüz okumadım ancak distopya olarak kabul edilen bu kitabımızı kaleme aldığında yazarımızın içinde azda olsa bir umut olduğunu da düşünüyorum, umut olmadan-hayaller olmadan hayat da zaten “Körlük”deki gibidir.


0 yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: