Parantez Gazetecilik ve Yayıncılık
Çeviri: Avi Pardo

Bukowski’nin okuduğum ikinci kitabı. Daha önce Ekmek Arası’nı da okumuş ve yazarın anlatımını sade, içten bulmuştum. Atarlı ergenlere benzeyen tavırlarından olsa gerek. Bu kitap için de bu samimiyetin olduğu söylenebilir. Zaten kitap Bukowski’nin 1991-1992-1993 senelerindeki günlüklerinden oluşuyor. Günlük dediğiniz yazı samimiyet içermeyecek de hangi yazı samimiyet içerecek değil mi?

Kitapta çok kısa olmasına rağmen bolca alıntılanacak cümle buldum. Bir kısmını burada paylaştım zaten. Kitapta Bukowski’nin değindiği konuları kısaca yazayım ki, neyle karşılaşacağınız hakkında ufak bir fikriniz olsun; yazar/şair olmak konusundaki fikirler, ünlü olmanın getiri ve götürüleri yani Bukowski’nin meşhur olduktan sonraki hayatı, sıradan insanların ve kendini sıradan bulmayan çağın yazar ve şairlerinin tahlili, Bukowski’nin 70’li yaşlarında artık ölüme yaklaştığını hissetmesi, iç hesaplaşmaları ve bunun yazılarına, yaşamına yansımaları ki bu durum alıntılarda da rahatça görülebilir, bolca hipodrom ve at yarışları :). İnsanlardan ve onların iğrençliğinden kaçan bir yazar. ( Hepimizden tiksiniyor, evet! 🙂 )

Bukowski kaliteli eserlerin ne kadar az bulunduğundan yakınmış, ona göre “kaliteli eserler bir solukta okunup bitiyor ve sonra insan büyük bir boşluğa düşüyor, okuyacak kaliteli bir şey bulmak zor” diyor. Bu yorumdan sonra 500’ün üzerinde okunacaklar listesi olan biri olarak tabii ki derin düşüncelere dalıyorum. Demekki listemin büyük bir kısmı boş kitaplardan oluşuyor. Ya da Bukowski çok ön yargılı. 🙂 Holywood filmlerine de bolca laf söylüyor yazarımız. Televizyon da tabii ki aptal kutusu! Uzunca bir süredir okumayı beklediğim, ismi ile dikkat çeken bu kitap beni hayal kırıklığına uğratmadı diyebilirim.

Kitaptan bazı alıntılar:

İnsan ırkı her şeyi abartır; kahramanlarını, düşmanlarını, kendi önemini.

Bazen hepimiz bir filme hapsolmuşuz hissine kapılıyorum. Repliklerimizi biliyoruz, nereye doğru yürüyeceğimizi biliyoruz, nasıl oynayacağımızı biliyoruz, sadece kamera yok. Yine de çıkamıyoruz filmin içinden. Ve film kötü.

Bozgun sonrasında güç toplamak kadar öğretici bir şey yoktur. Ama çoğu insan korkularına yenilir. Başarısızlıktan o denli korkarlar ki başarısız olurlar. Fazlası ile koşullanmışlardır, birinin onlara ne yapması gerektiğini söylemesine alışkındırlar. Aile ile başlar, okul ve iş hayatında sürer.

Birisine size ne yapmanız gerektiğini söylemesi için para ödüyorsanız, kaybettiniz demektir. Bu psikiyatırınızı, psikoloğunuzu, borsacınızı, sanat tarihi öğretmeninizi ve vesairenizi de kapsar.

Herşeye rağmen, evde kalınca huzursuz hissediyorum kendimi; hasta, yararsız. Tuhaf. Geceler hep olması gerektiği gibiler. Geceleri yazıyorum. Ama gündüzleri bir şekilde def etmek zorundayım. Ben de hastayım aslında. Gerçekle yüzleşemiyorum. İyi de, gerçekle yüzleşmeyi kim ister?

Herkes başkalarının bilmediği bir şeyi bildiğini sanır. Yitik aptal egolar.

Kanımca en tuhaf olan, ölmüş birinin ayakkabılarına bakmaktır. Daha hüzün verici bir şey tasavvur edemiyorum. Kişilikleri ayakkabılarında kalmıştır sanki. Giysilerde, hayır. Ayakkabılar. Ya da şapka. Ya da eldiven. Yeni ölmüş birinin yatağına ayakkabılarını, şapkasını ve eldivenlerini koyup bir süre bakın, delirirsiniz. Yapmayın. Neyse, onlar artık sizin bilmediğiniz bir şey biliyorlar. Belki.

Dünya yazarların yokluğuna kanalizasyon yokluğundan çok daha kolay katlanır. Ve dünyanın bazı yerlerinde ikisinden de çok az var.

Yaşarken hepimiz farklı tuzaklara yakalanırız. Kimse kaçamaz o tuzaklardan. Bütün hayatını bir tuzakta yaşayanlar bile vardır. Önemli olan tuzağın tuzak olduğunu fark etmektir. Fark edemiyorsan, bitmişsin.

Çoğu insanın ölümü bir aldatmacadır. Ölecek bir şey kalmamıştır geriye.

Korkunç olan ölüm değil, yaşanan ya da yaşanamayan hayatlardır.

Bahisçilerin dünyası gerçek dünyanın makul ölçülere indirgenmiş şeklidir; hayatın ölümle sürtüşmesi ve kaybetmesidir.

Ve son meteliğinle oynamıyorsan para değildir asıl mesele.


1 yorum

Tartışma Sanatının İncelikleri - Arthur Schopenhauer - Semih Cengiz · 2 Şubat 2019 15:26 tarihinde

[…] unsurlardan birisi kitabın adıdır. Bazı kitaplar içeriğe sadece göz kırpar, örneğin “Kaptan Yemeğe Çıktı ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi”. Böyle bir kitabın içeriğini bilmeyen birisi; gerçekten ortada bir gemi var mı? Bu bir hikaye […]

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: