Ayn Rand
Plato Film Yayınları
Çeviri: Belkıs Çorakçı Dişbudak

Burada, kitap hakkında birkaç cümle okumak yaklaşık 1000 sayfalık bir eserden alacağınız bilgiyi, tadı derinden etkilememeli, yine de hassas ruhlara saygım sonsuz, onlar için ufak bir uyarı: Spoiler ve kitaptan alıntı içerir! İncelemeyi okumayacaklara kitabı tavsiye ettiğimi belirteyim.

Şimdiye kadar okuduğum en uzun soluklu kitap, aynı zamanda yazarın okuduğum ilk kitabı. Bu yüzden de kendime sorduğum ilk soru şu oldu: “Bu kadar uzatmaya gerçekten gerek var mıydı, Ayn Rand?” İncelememi bu kadar uzatmama gerek var mıydı, belki de vardı, kim bilir?

Kitapta öyle kısımlar vardı ki; insanı derinden etkileyen, okuyanı düşünmeye ve sorgulamaya iten, toplumun aynası olan, yazarın anlatmak istediklerini açıkça dile getirdiği yerler gerçekten çok etkileyiciydi. Ancak öyle bölümler vardı ki, yazar sanki anlatacağı hikayede kaybolmuş, boğulmuş. En azından ben okurken böyle hissettim. Her bölümden aynı vuruculuğu beklemek tabii ki doğru olmazdı. Hissettirilen duygu ve aktarılan fikir bakımından her kitapta inişler ve çıkışlar vardır. Bu durumu kabul ediyorum. Yine de kitap; sabredip bitirebilene, sona ulaşabilene sunulan bir ödül gibi.

Hazır sondan bahsetmişken, yazarın başka kitabını okumadığım için bizleri nasıl bir sona götüreceği hakkında fikirler yürütmek, bende biraz olsun merak unsuru oluşturdu. Yani bizleri her şeye rağmen klişe mutlu bir son mu bekliyordu yoksa yazar “Hayat budur işte, böyle acıdır!” mı diyecekti? Bunu son ana kadar tahmin edememek güzel. Ama bu durum sadece benim için geçerli, siz medyumlar tabii ki en baştan tahmin ettiniz.

Kitap 4 ana bölümden oluşuyor. Bu bölümler isimlerini kitaptaki karakterlerden almışlar. Her karakter bir şeyleri temsil etmekte. Bu isimlerden hariç bir de Dominique var, kitap bitene kadar anlayamadığım yegane karakter. Amacı nedir, neden kendine ve başkalarına eziyet etmektedir, neden düşünce dünyasında neredeyse o kişiye taptığı halde ondan bahsederken onun için sıradan bir insan gibi konuşmaktadır? Yazar acaba kadınların meşhur anlaşılmazlığını kitabında işlemek mi istemiş? Yoksa aşk hikayesi olmazsa olmaz, kuru kuru olmasın biraz gizem katayım mı demiş? Ya da felsefe ve edebiyatın oluşturduğu güzel karışımın derinlerinde kayıp mı oldum? Anlayan bana da anlatsın lütfen. 🙂

Klasikler arasına giren eserlerin, ya da unutulmayan eserlerin ortak özelliklerinden bir tanesi zamandan bağımsız olmalarıdır. Bu kitabı da bugünlere getirebilen önemli özelliklerden birisi budur. Kitaptan çok basit bir örnek vermem gerekirse, “insanın güce olan arzusu” insanlığın her döneminde vardır. İstersek insanın içindeki hayvansal içgüdü diyelim, ya da insanın evrimsel sürecinde inceleyebileceğimiz özelliklerinden bir tanesi diyelim fark etmez. İnsanlığın her döneminde gücü elinde tutan insanlar vardır ve bu insanlar istediği her şeyi yapabileceğini düşünür.

Bir de bu güç karşısında çaresiz olan ya da çaresiz olduğunu düşünen topluluklar vardır. Sinsi bir şekilde eline fırsat geçmesini bekleyen, kendi çabalarıyla elde edemedikleri güç için fırsat kollayan, kendisiyle aynı durumda olanlardan tiksinen ancak başkalarının kuyusunu kazmak dışında elinden bir şey gelmeyen insanlar. Kısaca her toplumda muhakkak olan insanlar. Kitap yazıldığından bu yana kaç yıl geçmiş olursa olsun sizin için bir anlam ifade edebilmesi bu insanları zaten tanıdığınız içindir. Kitapta kendimizden bir şeyler bulduğumuz için.

Bu durumda kitapta bizleri etkileyen nedir buna karar vermek gerekir, insan topluma bakınca mı daha çok dehşete düşer yoksa aynaya bakınca mı? Bir sürü kitapta anlatılan bu toplumlardaki bireyler; ben değilsem, siz değilseniz, kim bu insanlar? Toplum için değil sadece kendi adına, gerçek bir çözüme ulaşmak isteyen her insan önce ortadaki sorunu görüp, içten bir şekilde kabul etmelidir.

Yazar kolektivizmden yola çıkarak, dinlerin aslında insanları düşünmekten uzaklaştırıp kolayca yönetmek için var olduğunu savunmuş. Nesnellik, birey ve insanın egosu konularına değinmiş. Bencilliğin aslında insanların düşündüğü gibi bir kavram olmadığını savunmuş. Yazarın okurlardan beklediği şeyin; “başkalarının fikirlerini sorgulamadan özümsememek gerektiği ve her insanın önce kendi fikirlerine sahip olması gerektiği” olduğunu düşünüyorum. Bu kitap, sadece bitirdim demek için okunacak bir kitap değil, bunun için çok uzun. Fikirlerimi desteklemesi adına kitaptan birkaç alıntı bırakıyorum:

“Bir fikri yargılamaktansa, bir insanı yargılamak çok daha kolay gelir”

“Düşünmeye çalışma, hisset, dersin. İnanman gerek dersin. Mantığı bir kere kenara ittirdin mi, artık meydan senindir. Ne zaman, neye ihtiyacın olsa elinde sayılır. Düşünen adamı yönetebilir misin? Biz düşünen adamlar istemiyoruz.”

“O dünyada her adamın kafasındaki düşünce, kendi düşüncesi olmayacak, komşusunun kafasındaki düşünceyi keşfetmeye çalışmak olacak, o komşunun da kendi düşüncesi olmayacak, o da öbür komşunun düşüncesini keşfetmeye çalışacak, tabii onun da düşüncesi olmayacak…”

“İtaattan başka bir şey öğrenmemiş insanlardan, sınırsız itaat görmenin zevkini tadacağız. Ona “hizmet” diyeceğiz.”


Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: