Yaşar Kemal

(Yazımın spoiler içereceğini, dağınık ve gereksiz bir uzunlukta olacağını baştan üzülerek belirtmek istiyorum.)
İlk defa bir Yaşar Kemal kitabı okudum. Başlarda çok kullanmadığım bazı kelimeleri ve betimlemeleri yadırgasam da alıştıktan sonra okuması keyifli bir hâl aldı. 

İnstagram uygulamasında, Kitapyurdu sitesinin kullanıcılardan gelen durumlarında bugün şans eseri bu kitaptan bahsedildiğini gördüm. Okuduğum için dikkatimi çekti, kitaptan çocuk kitabı olarak bahsediliyordu. Kontrol ettiğimde “kitabın türü” kısmında da “çocuk” etiketini gördüğümde garipsedim açıkcası. Bunu bir tek ben mi hissettim bilmiyorum, sakalından tutup karınca kafası koparma, kopan kafaları toplayıp filler sultanına fırlatmak falan bana pek çocuklar içinmiş gibi gelmedi.

Arkadaş ortamında bazen söz çocukken yapılan yaramazlıklara gelir ve birileri çıkıp karıncaları kavga ettirmeye çalıştığını veya kafalarını ezdiğini falan anlatabilir ancak siz yine de olaylara bu kadar basit yaklaşmayın bence. Özellikle toplumumuzdaki şiddete yönelimin sınırları zorladığı, insanmış, hayvanmış canlı ayırt etmeden saldırıların bu denli çirkinleştiği bir dönemde, çocukları biraz daha sevgi dolu yetiştirmeliyiz. 

Bu demek değil ki çocuklar hayatın gerçeklerinden bihaber yetişsinler veya bu kitabı okumasınlar, ancak her kitap için verilen mesajların güzel bir şekilde anlaşılabileceği bir yaş aralığı olmalı. Çocuktan kasıt hangi yaş aralığı bilmiyorum 0-13 olmadığını umuyorum.

Bu konuya uzunca değindikten sonra kitabın içeriğine gelecek olursam; Yaşar Kemal, ülkemizin derin problemleri olan ancak istisnasız tüm toplumların da içerisindeki ortak dinamikleri biz okurların gözleri önüne seriyor. Kraldan çok kralcı olmak sözünü neden bilmiyorum ama bu ara çok duyuyorum. Bu kitapta da bu sözün ne anlama geldiğini çok güzel gösteren kısımlar var.

Özgürlük ve eşitlik gibi kavramların zamanında batılı ülkeler tarafından bolca kullanıldığını hepimiz biliyoruz, Amerika ise günümüzde hala bu kavramları kullanıyor. Artık kimse bu duruma inanmasa da, Amerika yeni bir kılıf uydurmaya uğraşmayacak kadar güçlü bir konumda bulunuyor. Demokrasinin sadece sözde olduğu ülkelerde de ne yazık ki bu kelimelerin bir önemi kalmıyor. 

Bir ülke nasıl sömürge haline getirilir, adım adım anlattılmış. Sömürge ülkelere bakarsanız kendi dilleri dışında bir çok dili bilmek zorunda olduklarını görürsünüz, hatta kendi dillerini çok az kullandıklarına şahit olursunuz. Sömüren ülkelerin dillerini ana dillleri gibi benimsemişlerdir. Kitapta üzerinde durulan konulardan birisi buydu, bir diğeri ise toplumların çok unutkan olmaları ve toplumu yöneten insanların bu durumu güzel bir şekilde kullanmaları. 

Filler ile karıncalar bir toplumun farkı kesimleri olarak görülebileceği gibi, farklı ülkeler olarak da görülebilir bence. Bugün A dediğine yarın B, bugün doğru dediğine yarın yanlış diyen bir filler sultanı karşısında karıncalar ancak çok yaşa sultanımız diyebiliyorlar. 

“Tembelliğe alışan bir daha bu alışkanlığından kolay kolay vazgeçemez.” diyor yazarımız. Bence de çok haklı, hazıra alışmış bir toplumun üretime geçmesi gerektiğinde nasıl bocaladığını hepimiz görüyoruz maalesef. 

Toplum baskısı, toplulukların zayıf noktaları, kalabalıkları yönlendirme teknikleri, etkili bir motivasyon kaynağı ile yapılabileceklerin sınırının olmaması gibi birçok önemli konuya değinmiş Yaşar Kemal. Eleştirel yaklaşımları her zaman sevmişimdir, bu kitabı da bu açıdan beğendiğimi söyleyebilirim. Son olarak, kitapta yer alan çizimlerin de bazıları çok hoşken bazı karalamaları neden koyduklarını anlamış değilim.


0 yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: