Bir konu hakkında gerçekten seni anladığını düşündüğün bir insan ile muhabbet ne kadar güzeldir. Zaman nasıl geçer de hiç fark edemezsin. Kelimeler dilinin ucundayken karşındaki senden önce dile getiriverir, biraz daha emin olursun benzer düşünceler, duygular taşıdığına. Kitap okumak da bazen güzel bir sohbet gibidir.

Karşısındakinin ne dediği ile ilgilenmeyip sadece lafını bitirsin de ben de lafımı söyleyeyim diye düşünenlerden veya karşısındakinin lafını bitirmesini beklemek umrunda olmayıp sürekli konuşanlardan değilseniz eğer eminim ki bahsettiğim duyguyu az da olsa tatmışsınızdır.

Kesin popüler kültürün abartı kitaplarından birisi bu Tutunamayanlar, diyerek tanıştığım Oğuz Atay benim için öylesine güzel bir insan çıktı ki. Karşılıklı oturup sohbet etmek isteyeceğim nadir insanlardanmış. Oğuz Atay‘ın kaleminden çıkmış bu son kitap ile birlikte seriyi de buruk bir duygu ile bitirmiş oluyorum.

Kitap ile ilgili ilk söylemek istediğim şey kitabın aslında bir sonunun olmadığı, yarım demek pek doğru olmaz. Bir şeylerin illa bitmesi gerektiğini düşünen, iyi de olsa kötü de olsa bir sona ulaşmadan yapamamak gibi bir takıntısı olan varsa hiç başlamasın. Kitabın olay olarak bir sonu olmasa da baştan sona bir bütünlük içerisinde ilerliyor. Kitabın devamında neler olacağını eminim okuyan herkes görmek isterdi ama ne yazık ki böyle bir şansımız yok. 

Üniversitelere yolu düşmüş herkesin az çok bildiği ancak çözümlerin sadece kahvehanelerde eş, dost, arkadaş ortamlarında üretildiği bir çok konuya değinmiş yazarımız. Üniversite içlerindeki siyasal olaylar, profesörler ile öğrenciler arasındaki ilişkiler, yönetim kurullarında geçenler, profesörlerin kendi aralarında ve dekan-rektör gibi kişilerle ilişkileri gibi zorlama ve yapay olan bir çok ilişkiye değiniliyor.

Ülkesini ve içerisinde yaşayanları sürekli küçük görme gibi bir huyu olan insanımızın yurt dışına adımını atar atmaz nasıl da hemen burjuva geçindiğini, gittiği yerlerin en basit özelliklerini bile öve öve bitiremediğini okudukça ne yazık ki o dönemden bu döneme zihniyette pek bir değişim olmadığını görüyoruz.

Eminim ki okuyan herkesin taktir ettiği, tüm kitaplarına yansımış bir kaç yönü var Oğuz Atay‘ın. Bunlardan birisi, herkesin gördüğü ama kimsenin ses çıkarmadığı yozlaşmışlıklara karşı kendine has üslubu ile sert eleştirisi. Bir diğeri de, her ne kadar adalet dağıtan o parlak kılıcıyla taş üstünde taş bırakmasa da lafını dönüp dolaşıp yine öz eleştiriye getirebilmesi. 

Oğuz Atay‘ın diğer kitaplarını beğenen kişiler, güzel bir önsöze sahip bu kitabı da severek, bir çırpıda okuyacaklardır.


0 yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: