Grigoriy Petrov
Koridor Yayıncılık
Çeviri: Elnur Osmanov

Koridor yayıncılıktan çıkan ve Rusça’dan dilimize Elnur Osmanov’un çevirdiği kitabın önsöz, giriş kısmı ve son sözü M. Vituhnovskaya’ya ayrılmış. Kitabın ve yazarın daha iyi anlaşılabilmesi açısından bu bölümlerin önemli olduğunu düşünüyorum. Özellikle giriş kısmında yazar hakkında bilgiler verilmesi, Finlandiya’nın yükselişi için kritik öneme sahip kişiler hakkında bilgiler aktarılması ve en önemlisi de yazarın bu kişileri nasıl anlattığı, anlatılanların tarihi bilgiler mi olduğu yoksa kurgu mu içerdiği konusunda netlik kazandıracak bir bölüm içermesi okyucunun bilgilenmdirilmesi açısından önemli. 

Kitapta Finlandiya’nın verimsiz ve dağlık topraklarında yeterli üretimin olmadığı, halkın yoksullaştığı, sağlık sorunlarıyla boğuştuğu kısacası çok kötü zamanlar geçirdiği dönemlerde elini taşın altına koyan bir grup insan ve halkın bu insanlara güveni, topyekün denebilecek bir uğraş ile kalkınması ve çok daha güzel günlere ulaşması nedenler-çözümler-sonuç şeklinde anlatılıyor.

Kitap 13 başlığa bölünmüş ve her başlık bu mücadeledeki en önemli noktaları işaret ediyor. Yazar Grigoriy Petrov bu maddelerdeki sorunların ayrı ayrı özenle ele alınarak ancak hepsinin çözüme kavuşturulmasıyla ülkedeki sıkıntıların nasıl giderildiğine veya giderilebileceğine dair bizleri ikna etmeye çabalamış. 

Bu bölümlerin bazılarından kısaca bahsetmek istiyorum. Ülkemizde kitabı okumayı düşünen her okurun çok iyi bildiği bir konu, günümüzde öğretmenlerimizin dahi sıkıntılı olduğunu kabul ettiği eğitim konusu. Bir ülkeyi içerisine düştüğü bataklıktan çıkarıp iyi yerlere getirmek ‘istiyorsanız’ o ülkenin gençlerine iyi bir eğitim sağlamaya mecbursunuz. Bu maddelerin çoğu kritik herhangi birisine önemsiz demek doğru olmaz ama eğitimi düzeltemeden bir sıçrayış, kalkınma beklemek de abes olur diye düşünüyorum. Eğitime ayrılan bütçe her yıl artsa da, bu bütçeyi genel harcamalara oranladığımızda devede kulak kaldığı da herkesin malumu. Bu konuyu herkes dile getiriyor ancak ben en sık M.Serdar Kuzuloğlu’ndan duyuyorum. Türkiye’nin rakamlarla nerede olduğunu sık sık gözler önüne serip, bu konuya dikkat çekmeyi amaçlıyor. 

Eğitim demişken kitapta askerlik ile ilgili bir bölüm yer alıyor “Kışla”. Bu bölümde askere alınan gençlerin tam da eğitilip bilgi beceri kazanacakları çağda oldukları, spor gibi çeşitli aktivitelerle kendilerini geliştirebilecekleri dile getirilmiş. Dönemin kötü şartlarında askerliğin gençlere bir katkısı yokken hatta zararı oluyorken, üst rütbeli askerlerin biraz sorumluluk alarak bu durumun üstesinden gelinebileceği anlatılmış. 

Ülkenin aydın kesiminden yazarın büyük beklentileri var. Halkın bilinçlendirilmesindeki en büyük görev aydınlara düşüyor. Çocuklarına ilgisiz olan ailelerle ilgili çok önemli bir bölüm yer alıyor. Din adamları ile ilgili bir bölüm de var. Dönemin din adamlarının görevlerine ciddiyetle yaklaşmayıp onun yerine farklı işlerle meşgul olduklarından bahsedilmiş. İnançların bir toplum için neler ifade ettiğinin farkında olan ve her din adamının önce kendisine çeki düzen vermesi sonra da halkı doğru bir şekilde yönlendirmesi gerektiği vurgulanmış. Ayrıca başkalarını eleştirmeden, herkesin önce kendisine çeki düzen vermesi gerektiği sık sık vurgulanmış. 

Futbol ile ilgili bir bölüm var ki üzülerek söylemek istiyorum, ülkemizin de içerisine düştüğü en acı durumlardan bir tanesi. Elimde somut bir veri yok ancak Türkiye’nin spora harcadığı paralar içerisinde en büyük payı futbol alıyor diye tahmin ediyorum. Yatırılan bu kadar paranın karşılığında ise günümüzde ne yazık ki somut bir başarı yok. Ülkenin en büyük takımları borç batağında, kim daha çok borç yapacak şeklinde yarışıyorlar. Bazı uluslararası müsabakalarda bayrağımızı dalgalandırmak dışında ülkeye bir faydaları var mı orası da tartışılır. 90 dakikanın harcanmasını bir tarafa bırakırsak, ülkemiz için en kötü yanı da holiganlık. Küfürleri, kavgayı, dövüşü basite indirgedik artık göze görünmüyor, bu sebeple adam öldüren var! Yazara katılmamak elde değil, insan hem spor yapmalı hem de zihnini geliştirmeli. İkisinden birisi eksik kalmamalı, ancak böyle olacaksa futbolun hiç olmaması gerektiğine katılıyorum. 

Kitapta çok değerli bilgiler var ancak anlattıkça uzuyor ve uzadıkça okuyacakların kitaptan alacağı tadı belki de azaltmış olacağım bu yüzden daha fazla uzatmadan bitirmek istiyorum. Yazar G. Petrov karakterleri o kadar pozitif ve heyecanlı ki, okurken bunu hissedebiliyorsunuz. Ancak kitabın sonlarına doğru çoğu kişisel gelişim kitaplarında yer alan; kendinize güvenin, ne olursa olsun başaracaksınız, karamsar insanları dinlemeyin vs. gibi bazı sözlerle aşırıya kaçıldığı kanaatindeyim. Bu da kitap hakkındaki tek eleştirim olsun. Kitap bitince insan ister istemez şu soruyu soruyor “Bu konuda neden Finlandiya başarılı oldu ancak Türkiye başarılı olamadı?” Türkiye’nin başarılı olamadığını nereden anlıyorum, çünkü Finandiya’nın o dönemde çektiği sıkıntıların bazılarını biz bu dönemde halen çekmekteyiz. Çoğu kişinin belirttiği şekilde, kitabın mutlaka okunması gerektiğine katılıyorum.


Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: