Hakan Günday‘ın okuduğum ilk kitabı. İlk kitap için doğru bir seçim mi, emin değilim. Ancak okumaya devam edeceğimi söyleyebilirim.

Kitabın giriş kısmını okumakta biraz zorlandım. Biraz çaba ve yoğun dikkat gerektiriyordu. Yazarın genel üslubu mu böyle, yoksa bu kitap böyle bir girişe mi ihtiyaç duyuyordu bunu tam anlayamadım. Yine de okumaya devam ettikçe hissettiğim, içeriğe gayet uygun ve yerinde bir giriş olduğu. Gizem unsuru iyi kullanılmış, okuru uzun süreli bir merak duygusunun içerisine sokuyor, eğer sabır gösterebilirseniz tabii. 

Konu olarak, çok zeki mi yoksa deli mi olduğu tam anlaşılamayan bir karakterin yaşadıklarını onun bakış açısı ile gözlemliyoruz. Aynı zamanda çoklu kişilik bozukluğu yaşadığını söyleyebiliriz sanırım, yaptığı bazı davranışları hatırlamıyor çünkü. 

Yazarın anlatımını başarılı buldum, çünkü delilik diyebileceğimiz o ruh halini okura başarılı bir şekilde yansıtabilmiş. Delilik ile dahi olmak arasındaki koca boşluğun nasıl ince bir çizgiye dönüştüğünü ancak okuyarak görebilirsiniz.

Yazar çok aşırıya kaçmadan siyasi göndermeler yapsa da kitapta asıl eleştirilenin “insanlık” kavramı olduğunu düşünüyorum. Ayrıca “iyi” ve “kötü” kavramlarımızı da tekrar gözden geçirmemiz gerektiği ortada. Toplum ve onu oluşturan insanların kimleri onayladığı ve kimleri dışladığı konusu da özellikle ilgimi çeken konulardan olduğu için bazı kısımları ilgiyle ve severek okudum.

Din ve yaratıcı kavramlarını da irdeleyen yazarımız, herkesin beğenmeyebileceği şeyler yazsa da okuru sorgulamaya ve düşünmeye zorluyor. Kısaca varoluşu sorguladığımız kitap okunmaya değer.


Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: