Gatto

Kitabın ilk yayınlanma tarihi 1991 ancak dilimize kazandırılma tarihi 2018. Okumaya başlayacaklar bunu unutmasınlar çünkü yazarın şikayet ettiği televizyon artık yerini bambaşka bir şeye bıraktı, internete.

Orijinal adı “Dumbing Us Down” olan kitap dilimize “Aptallaştıran Eğitim” olarak çevrilmiş. Yazarın savunduğu görüş; okulların eğitim kelimesinin hakkını veremediği, makineleşmiş bir toplum yetiştirmek üzere kullanıldığı yani tek tip bireyler ürettiği, bireysel gelişime(mahremiyet, çeşitlilik, bireysellik gibi kavramlara) izin vermediği, toplumun bir çok sorununun altında da aslında planlanmış bir düzenin yattığı fikridir. Yani bu sorunlar bilinçli olarak çözülmemektedir, bunun bir çok sebebi olduğu gibi en büyük sebep yine güç ve maddi çıkarlardır. Yani birileri bu durumdan çıkar ve kazanç sağlamakta diyor yazarımız.

Bu noktada da aklımızda bulundurmamız gereken bir konu var. Yazar Amerikan eğitim sistemini eleştiriyor, yani onların 90’lı yılllardaki eğitim sistemlerine yönelik bütün bu eleştiriler. Bu yüzden “Evveeeet, aynısı kaynımda da var!” demeden önce dönem şartlarındaki durumu oturup biraz düşünmek gerekiyor.

Eleştirilen konularda ortak noktalar da yok değil tabii, mesela okul zili. Çocuklarda görülen dikkat eksikliğinin en büyük sebeplerinden birisi olarak; okullarda matematik dersi görürken bir zilin çalması ile anında kesilen eğitim faaliyetinin(işin yarıda bırakılması) ardından başka bir zille başlayan tarih dersi gibi bambaşka bir dünyaya adım atılmaya çalışılması gösterilmiş. Hiçbir konuya yeteri kadar ilgi beslenmediği ve bu yüzden öğrenciler açısından yeteri kadar yararlı olamayacağını savunuyor yazar.

Eleştiri, eleştiri ve daha çok eleştiri, peki çözüm ne? Çözüm sunmadan sadece eleştiri yapmak çok sağlıklı bir yaklaşım olmasa gerek. Yazarın çözümü “ailede eğitim” veya “ev okulu eğitimi” olarak adlandırdığı sistem. Çünkü yazarın bir başka eleştiri konusu da çocukların okul adı altında ailelerinden uzak kalmaları sebebiyle yeterince sevgi görememeleri, bunun sonuçları olarak da gençlerdeki kısa süren evlilik ve sorunlu boşanmalar gibi toplumun yapısını oluşturan aile kavramının giderek zayıflaması. Ülkemizde de bu fikri hemen kabul edecek bir çok ebeveyn olabilir, aman hemen kendinizi belli etmeyin çünkü tam burada yazardan size de bir eleştiri geliyor.

“Aile programı oluşturmak konusunda tıpkı benim gibi sizlerin de bir sürü fikri olduğunu tahmin ediyorum. Aksi yöndeki söylemlere rağmen okul eğitiminde reformu gerçekleştirebilecek, köklü düşüncelerin harekete geçmesindeki en büyük sorunumuz, çocukların tüm zamanını yönetmede büyük çıkarlarımızın olması ve şu andaki haliyle okul eğitiminden fayda sağlamamızdır.”(sayfa 64)

Yani bir düşünün çocuğunuz okula gitmeseydi ve evde kalsaydı nasıl bir tablo oluşurdu? Günümüzde bir çok anne ve baba anaokulu ve okul öncesi eğitimden mutlu çünkü bu sayede onları başkalarına emanet edip, kendileri de uzun sürecek mesailerinin yolunu tutmaktalar. İşte tam da bu noktada bir çok öğretmenden duyduğumuz o ortak şikayet baş göstermekte “kendileri katlanamadıkları çocuklarını bize musallat edip bir de eğitemiyoruz diye şikayet eden veliler var!” Burada kim haklı kim haksız bir kenara bırakırsak eğer, yazarın o dönem için televizyonu örnek göstermesi benimse günümüz için interneti örnek göstermem yeterli olacaktır. Aileler, youtube açtıkları telefonlarını çocuklarının ellerine tutuşturuyorlar ve ta daa! o da nesi, gayet uslu bir çocuk, kim diyor yaramaz diye?

John Taylor Gatto ailede eğitim derken aslında çocuğun kendine ayıracağı sürenin artmasından da bahsetmekte. Yani okul saatlerinin artırılmasına veya okul sayısının artırılmasına kesinlikle karşı çıkıyor. Kitap yazarın önceden yayınlanmış konuşmalarından bir derleme aslında, tam hatırlayamadım ancak ilk kitabı olması da muhtemel. Bu yüzden çözüm kısmında ortaya bir fikir koysa da sanki o zamanlar kendisi de tam olarak ne yapılması gerektiğine karar verememiş gibi, en azından ben böyle hissettim. Kitabın kısa olmasının da büyük bir etkisi var. Birazcık da kendisini pohpohlamış sanki, bana şu ödül verildi bu ödül verildi, yılın öğretmeni seçilme konuşmam, gibi açıklamalardan anladığım kadarıyla “sen kim oluyorsun da konuşuyorsun lan değişik” gibi eleştirilere maruz kalmak istememiş gibi, bu görüşüm o dönem için doğru olabilir.

Yazar aynı zamanda öğretmen, bu yüzden eleştirilerinin çoğunda haklılık payının yüksek olduğunu düşünüyorum ancak yorumlarından kendi çocukluğuna bir özlem duyduğu da söylenebilir. Bu durumu bazı öğretmenlerimizin köy enstitülerine duyduğu özleme benzettim doğrusu. Şimdi işliyor olsaydı aynı gelişimi sağlar mıydı bilmiyorum ancak, ilk aklıma gelen şey bu oldu.

Kısacık bir kitap için baya uzun bir inceleme oldu biliyorum ancak ülkemizdeki kritik sorunlardan birisinin eğitim olduğunu düşünürsek, üzerinde uzun uzun konuşmamız gerektiğini düşünüyorum. Kitapta yazarın çok haklı olduğu bir konu var. Çocukların eğitimini sadece okullara bırakmamak gerekiyor, yani ben okula gönderiyorum, kursa gönderiyorum, özel ders aldırıyorum daha ne yapayım diye düşünmekten ziyade ebeveynler çocuklarıyla kendileri de vakit geçirmeli, onlarla yeterince ilgilenmeliler.

Yazarın çok değişik bir fikri daha var, öğretmen olmak için diplomaya ihtiyaç duyulmaması gerektiğini ve eğitimin tekel olmaması, serbest piyasa şartlarının oluşması gerektiğini savunuyor. Farklı bir bakış açısı ile yaklaşırsak udemy, coursera, khan academy, universite plus, udacity, ted gibi online eğitim kaynaklarının ortaya çıkmasındaki temel fikir de aslında bu olabilir. Eğer yazarın hayal ettiği şey gerçekten bu ise, kendisinin ileri görüşlü bir insan olduğu söylenebilir.


0 yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: